Özel Arama

16/11/2009

DİYABET HASTALARI MÜJDE.!

Türk bilim adamı Salih Şanlıoğlu ve ekibinin, şeker hastalarının birkaç yıl bile olsa insülin enjeksiyonu olmadan yaşamalarına olanak sağlayan “adacık nakli”ni gen tedavisiyle geliştiren ve sıçanlarda bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmadan başarıya ulaşmasını sağlayan araştırması, ABD'de yayımlanan Human Gene Therapy dergisine kapak oldu.


Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Gen Tedavi Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Salih Şanlıoğlu ve ekibi, dünyada yaklaşık 250 milyon diyabetli hastanın 25 milyonunu oluşturan insüline bağımlı (Tip 1) diyabet hastasının birkaç yıl da olsa insülin enjeksiyonsuz yaşamalarına olanak sağlayan “adacık nakli”nin, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmadan başarıya ulaşması için deneysel gen ve hücre tedavi metodu geliştirdi.

İnsüline bağımlı şeker hastaları için ümit vaad eden TÜBİTAK destekli araştırma, ABD'de yayımlanan Human Gene Therapy dergisinin ekim ayı sayısına kapak oldu.

Prof. Dr. Şanlıoğlu, yüksek kan şekeri seviyesini normal düzeye indirmek için insülin bağımlı şeker hastalığının tedavisinde standart rutin uygulama olarak hastalara günlük kan şeker düzeyi takibi ve periyodik insülin enjeksiyonu önerildiğini vurguladı.

İnsülin bağımlı şeker hastalığının tedavisindeki en kalıcı çözümün pankreas nakli olduğunu belirten Şanlıoğlu, buna karşın nakil yapılan organın reddedilmemesi için hastaların hayatları boyunca bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmaları gerektiğini söyledi.

Uzun süre bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanımının ciddi yan etkileri olduğunu ifade eden Şanlıoğlu, pankreas naklinin böbrek nakline ihtiyaç duyan ileri evre diyabetik hastalarda uygulandığını kaydetti.

İNSÜLİN ENJEKSİYONSUZ YAŞAM

İnsülin bağımlı şeker hastalığının tedavisinde pankreas organ nakline alternatif olarak geliştirilen bir diğer yöntemin “adacık nakli” olduğunu vurgulayan Şanlıoğlu, bu yöntemde hastaların karaciğerlerine, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlarla birlikte ölmüş vericilerden alınan pankreas hücreleri nakledildiğini kaydetti.

Pankreas dokusunda bulunan beta hücresi adacıklarının, insülin üreterek hastanın bu enzimi dışarıdan almasına gerek bırakmadığını ifade eden Şanlıoğlu, yapılan çok merkezli araştırmaların ilk birkaç yıl içerisinde nakledilen adacıkların karaciğerde fonksiyonlarını yitirdiklerini gösterdiğini belirtti.

Prof. Dr. Şanlıoğlu, hastaların pek çoğunun bu nedenle 5 yıl sonra tekrar insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyduklarına işaret ederek, “Bu nedenle hastalarda ciddi yan etkiler oluşturma potansiyeli olan bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılmaksızın nakledilen adacıkları vücut içerisinde uzun süreli tahribattan koruyabilecek yeni gen tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır” dedi.

Bu amaçla henüz insanlarda denenmemiş deneysel bir gen ve hücre tedavi metodu geliştirdiklerini vurgulayan Şanlıoğlu, sıçanlarda bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanmadan adacık naklinde daha uzun süre kan şekeri seviyesini normale indirdiklerini dile getirdi.

Şanlıoğlu, “Bugün için adacık naklinde karşılaşılan en önemli sorunları gidermek ancak uyguladığımız yöntemin zamanla kliniğe uygulanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Human Gene Therapy dergisinin 2009 yılı Ekim ayı sayısında yayımlanan bu çalışmamız adacık hücre nakline getirdiği yenilikler sebebiyle aynı sayıda dergi kapağına konu olmuştur” dedi.

DERGİYE KAPAK OLAN ARAŞTIRMA

Şanlıoğlu ve ekibi, laboratuvar ortamında ilaç vererek pankreatik beta hücrelerini tahrip ettiği sıçanlarda insandakine benzer bir şeker hastalığı modeli geliştirildi.

Sonra şeker hastalığı oluşturulan sıçanlardan bir kısmına sağlıklı sıçanlardan alınan adacıklar (pankreatik beta hücre kümesi), bir kısmına da “TRAIL” geni nakledilen adacıklar yerleştirildi.

Nakil sonrası gen nakli yapılmayan adacıkların yerleştirildiği sıçanlarda şeker düzeyi kısa süreli olarak normal seviyelere, gen nakli yapılan adacıkların yerleştirildiği sıçanlarda ise çok daha uzun süre kan şeker seviyesi normal seviyelere indirildi.

Gen nakli yapılmış adacıklarla daha uzun süreli kan şeker düzeyinde normalleşmenin sağlanması, nakledilen genin insülin üreten adacıkları alıcı hastanın bağışıklık sistemi hücrelerine karşı koruyabildiğini gösterdi. Gen nakliyle adacıkların hücresel bir tahribattan korunması mümkün olurken, bunu başarmak için nakil sonrasında alıcının kendi bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanması gerekmedi.

hürriyet-sağlık

8/9/2009

ŞEKER HASTALARINA YENİ NAKİL..!

Bilim adamları, bazı tip 1 şeker hastalarına uzun süreli olarak pankreas hücresi nakletmeyi başardı.
 
Fransız Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırmalar Enstitüsü (Inserm) bilim adamları ağır hücre reddi tedavisi görmeleri gerekmesine rağmen, hastaların mümkün olduğunca normal bir hayat sürdükleri, hatta bazılarının işlerine döndüğü vurgulandı.

Araştırmacılar, ölmüş kişinin pankreasından aldıkları pankreasa özgü hücrelerin uzun süre yaşaması için bir teknik geliştirdi.Organlarını bağışlayanların özenle seçilmesinin, hücrelerin titizlikle alınmasının ve çok iyi koşullarda saklanmasının ardından bu hücreler genel anestezi yapılan hastalara damardan verildi. 2-3 aylık dönemde 2-3 "nakil" yapıldı. Bu tedaviyi gören hastalar son hücre naklinden sonra ortalama 12 gün ensülin iğnesine ihtiyaç duymadı.
3-6 yıl sonra, 2003'ten bu yana tedavi gören 14 hastadan 11'inde ensülin üreten Langerhans adacıklarının halen var olduğu ve kandaki şeker oranının dengeli olduğu görüldü. Bu hastalardan 8'inin (yüzde 57) ensülin iğnesine ihtiyacı kalmadı.

İlk kez ensülin üreten pankreas hücrelerinin uzun süreli naklinin yapıldığının belirtildiği araştırmada François Pattou ve Marie-Christine Vantyghem'in çalışmaları hücre tedavisinin etkili ve nakledilen hücrelerin başlangıçtaki işlevinin, tedavinin uzun süreli olmasının kilit noktalarından birini teşkil ettiğini gösterdi.


Ancak bu yöntemin uygulanmasının zorluklarının, doku reddinin tedavisinin güçlü olması ve istenmeyen durumların belirlenmesi ya da giderilmesi için sürekli gözlem gerektirmesi, ayrıca organlarını bağışlayanların sayısının az olması olduğu belirtildi. Tedavinin kalıcı olup olmadığı henüz bilinmese de araştırma ağır şeker hastalığının tedavisi için umut olabilir.

"Diabetes Care" dergisinde yayımlanan araştırma, Fransız "Le Figaro" gazetesinin internet sitesinde de yer alıyor.


diyabetiz.com

19/6/2009

DİYABETTE NE YEMELİ VE NASIL YEMELİ.?

Diyabetle birlikte en az zararla yaşayabilmek için...

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığı (DM) ülkemizde ve dünyada gittikçe artmaktadır.

Diyabet hastalığının artmasındaki en önemli nedenler

• Dengesiz beslenme ve kilo artışı
• Hareketsiz bir yaşam
• Stress

Genetik olarak da diyabet çıkma riski olsa bile çevresel faktörler dediğimiz genetik dışındaki bu faktörler daha önemli ve diyabet oluşma riskini daha fazla arttırmaktadır.

Yaşam şeklinin değişmesi, beslenmeye dikkat edilmesi ve ideal kilonun korunması ile diyabet önlenebilmektedir. Eğer diyabetli kişi yine bunlara dikkat ederse bu hastalıkla oluşabilecek komplikasyonlar da önlenebilir.

Diyabet iki çeşittir. Tip 1 DM pankreasın hiç insülin salgılamadığı ve hayat boyu dışarıdan insülin alınması gereken şeklidir. Tip 2 DM ise yaş ilerledikçe ve pankreasın organının bozulması ile yetersiz insülin salgıladığı şeklidir. Tip 2 DM da ilaç ve beslenme tedavisi uygulanır, eğer kan şekeri regulasyonu sağlanamazsa tedaviye insülin ilave edilir. Tip 2 DM tedavisi aslında temel olarak beslenmeye dayanır. İster ilaç ister insülin kullanılsın eğer hasta beslenme düzenine dikkat etmiyorsa kan şekeri normal sınırlara getirilemez.

Diyabette temel beslenme kuralları

• Sık öğün yaparak aç kalmamak: Sabah, öğle, akşam öğünlerini düzenli yemenin dışında kuşluk, ikindi ve gece yatmadan önce ara öğünler almak gereklidir.

Diyabette kan şekerini normal sınırlar içinde tutabilmek için sanıldığının aksine aç kalmak değil düzenli yemek gerekir. Eğer aç kalma süreniz uzarsa kan şekerinin düşmesini beklerken gittikçe yükselir. Çünkü yemek yenmediği zaman hücrelere enerji için gerekli olan glikoz sağlanamadığı için karaciğerdeki glikojen depolarından kana glikoz verilir, bu da kan şekerini fazla yükseltir.

Önemli olan karbonhidratları hiç tüketmemek değil azar azar ve düzenli tüketmektir

• Şeker tüketimini azaltmak: Genelde diyabetli kişilerde şu hata yapılmaktadır. Şekerli olan tatlı yiyecekler tamamen beslenmeden kaldırılır ama karbonhidrat içeren yiyecekler dikkate alınmaz. Kan şekerini sadece şekerli yiyecekler değil ekmek, pilav, makarna, simit, börek, poaça gibi hamurlu yiyecekler ve bunun yanında meyveler de yükseltmektedir

Şeker yasak mı olmalı ?


Şeker ve şekerli yiyecekler miktarına göre ve öğün içindeki toplam tüketilen karbonhidratlara göre az miktarlarda tüketilebilir. Ancak diyabetli kişinin şekerli bir yiyecek tüketebilmesi için kan şekerleri normal düzeylerde olmalı, aksi taktirde kan şekeri daha fazla yükselecektir.

1 kase çorba (karbonhidrat)
3-4 dilim ekmek ( karbonhidrat)
1 tabak sebze yemeği
4-5 kaşık pilav (karbonhidrat)
1 kase yoğurt (karbonhidrat)

Şu şekildeki bir yemekte; tüketilen karbonhidrat miktarı bir öğün için oldukça fazla.

Bu öğündeki karbonhidratları azaltarak hafif bir tatlı bile tüketilebilir.

1 dilim ekmek (karbonhidrat)
1 tabak sebze yemeği
½ kase yoğurt (karbonhidrat)
½ kase sütlaç (karbonhidrat)

Burada aslında karbonhidrat sayımı yöntemi uygulanmaktadır. Bütün karbonhidratlar buna şeker de dahil olmak üzere toplamda ne kadar tüketildiği dikkate alınarak kan şekeri üzerindeki etkiyi belirler.

Ancak bunlar çok genel söylenebilecek örneklerdir, hastanın şeker değerleri, kilosu, kan değerleri değerlendirilerek diyetisyeniyle birlikte neler yenilebileceğine karar verilir

Karbonhidrat cinsi mi, miktarı mı?

Her ikisi de önemli. Diyabet beslenmesinde karbonhidratların mümkün olduğunca posalı olanları yani kan şekerini daha yavaş yükselten türleri tercih edilmelidir diyoruz. Kepekli, çavdarlı ekmek, bulgur, kepekli makarna, kurubaklagil vb. Ancak 2 dilim beyaz ekmek yerine 5-6 dilim kepekli ekmek yediğiniz zaman kan şekeriniz daha fazla yükselir. Çünkü ekmek posalı olsa bile fazla yediğiniz zaman aldığınız karbonhidrat miktarı artmış olur.

Diyabetle birlikte en az zararla yaşayabilmek için;

• Beslenmenize ve kilonuza dikkat edin
• Hareketli olun

Serap Güzel / Radikal

23/9/2008

Pankreas Nakli ile “Tip 1 Diyabet”

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Alp Demirağ, toplumda görülme sıklığı oldukça yaygın olan tip 1 diyabetin pankreas nakli sayesinde ortadan kalktığını vurguluyor.

Amerika’da organ nakli ihtisası yaptıktan sonra Amerika ve İsviçre’de pankreas nakilleri gerçekleştiren Demirağ, “Bu ameliyatlardan sonra hasta artık diyabeti unutarak normal yaşamını sürdürüyor. Oralarda yaptığımız nakiller gayet başarılıydı. Hedefimiz Türkiye’de de bu nakilleri gerçekleştirmek. Türkiye’de pankreas nakli aktif olarak yapılmıyor. Yapılmamasının en büyük nedeni ise halkımızın bunu bilmemesi. İnsanlar gerçekten TİP 1 diyabet için böyle bir kurtuluş olduğunu bilmiyorlar” diyor.

Demirağ, pankreasın işlevleriyle ilgili bir sorun olduğunda yerine başka bir çözüm üretildiğini belirterek şunları söylüyor:

“Pankreas olmadığı zaman yaşayabiliriz. Mesela karaciğer olmadığı zaman yaşayamayız. Çünkü karaciğer birçok atık maddenin vücuttan atılmasını sağlıyor. Pankreas sorununda ilaçlar, hormonlar, insülün verilebiliyor dışarıdan. Ancak kişi eğer tip 1 diyabetse pankreas nakline ihtiyaç duyulur. Diyabetin Türkiye de görülme riski yüzde 6 civarında. Bu rakamın içinde yaklaşık yüzde 1-1,5 kadarı da tip 1 diyabet’tir. Türkiye’de yaklaşık 400 bin tip 1 diyabet hastası olduğu tahmin ediliyor.”

Pankreas naklinin her tip 1 diyabeti olana da yapılmayacağını vurgulayan Demirağ, “Tip 1 diyabetli hastalarda seçtiğimiz hasta grubu oynak sonuçları olan yani şu an kan şekeri 80 iken iki saat sonra 20 ye düşen hastalardır. Onlar çok sık komaya girerler. Bu nedenle byin içi kanamalar gerçekleşiyor. İşte bu hastaları korumak için nakil öneriyoruz. Pankreas nakli yapıldığında kişi normal yaşantısına geri dönüyor. Yani şeker hastalığı ortadan kalkıyor. Ama operasyondan sonra ilaçları düzenli kullanmak şartı ile” şeklinde konuşuyor.

Pankreas naklinin yapılma yaşı ile ilgili ise Doç. Dr. Demirağ şunları söylüyor: “Nakil 60 yaş altı her hastaya yapılabiliyor. Alt sınır ise 18. Çünkü kullandığımız ilaçlar büyüme ve gelişmeye etki ediyor. O nedenle hormonal gelişimin tamamlanmış olmasına dikkat ediyoruz.”

ADACIK HÜCRESİ NAKLİ
Doç. Dr. Demirağ, bazı durumlarda pankreasın bütün olarak nakli yerine “Pankreas adacık hücresi nakli” yapıldığını da belirterek bu konuyu şöyle açıklıyor:

“Pankreas nakli önemli bir ameliyatken, adacık hücrelerinin nakli sınırlı uyuşturma altında girişimsel radyoloji bölümü tarafından bir saatten kısa sürede gerçekleştirilebilecek küçük bir müdahaledir. Adacık hücreleri pankreasın yüzde 1-2’sini teşkil eder ve tüm organlara yayılmış halde bulunurlar. Geliştirilen teknoloji sayesinde bu hücreler kadavradan elde edilen pankreas dokusundan laboratuar şartlarında tamamen steril ortamlarda elde edilmektedir. Adacık hücreleri girişimsel radyoloji ünitesinde sedasyon ve sınırlı uyuşturma altında karaciğere giden portal vene yerleştirilen bir kateter sayesinde karaciğer dokusuna ulaşması sağlanır ve işlemi takiben hemen insülün üretimine başlar. Pankreas adacık hücresi nakli böbrek fonksiyonları iyi olan ancak şeker düşüklüğünü algılayamayan, yada ketoasidoz, hipoglisemik koma nedeni ile sık sık hastaneye başvuran beraberinde görme, sinir iletisive benzer problemleri başlamış olan Tip1 diyabetli hastalara uygulanabilir. Her hastaya yapılmaz. Başarı oranı ise son yapılan yayınlarda yüzde 40-44 arasında bildirilmiştir.”

BAŞARI ORANI YÜZDE 80

Pankreas nakli tüm diyabetik hastalara uygulanabilir mi?
Pankreas nakli sadece tip 1 diyabetli hastalara uygulanabilir. Tip 2 diyabetli hastalarda problem, kendi insülinleri mevcut olmasına karşın insülinin vücut tarafından uygun bir şekilde kullanılmamasıdır. Bu nedenden dolayı pankreas nakilleri tip 2 diyabetli hastalarda uygulanmamaktadır.

Pankreas nakli kaç çeşittir?
Pankreas ve böbrek naklinin birlikte yapılması: Tip 1 diyabetli hastalarda böbrek yetmezliği sonucunda hemodiyaliz tedavisine ihtiyaç duyarlar. Bu nedenden dolayı bu hastalara pankreas ve böbrek nakli aynı yapılmaktadır. Ve pankreas nakli sayesinde yeni böbreğin şekerden etkilenmesi önlenmiş olacaktır. Böbrek naklini takiben pankreas naklinin uygulanması ve pankreas naklinin tek başına gerçekleştirilmesi.

Nakil yapılacak pankreas nereden sağlanır?
Pankreas nakli kadavradan yapılmaktadır.

Pankreas nakillerinde başarı nedir?
Pankreas naklini takiben takılan organın 5 yıl boyunca işlev görme olasılığı %80 civarıdır.

Hastanın kendi pankreasına herhangi bir şey yapılmakta mı?
Hayır hastanın kendi pankreası yerinde bırakılır. Çünkü organ besinleri sindirmesi için gerekli olan enzimleri sağlıklı biçimde üretmeye devam etmektedir.

19/9/2008

ŞEKER TARİHE KARIŞACAK..!

Şişmanlık genini bularak dünya çapında üne kavuşan Harvard Üniversitesi  bölüm başkanı Prof.Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, yeni bir başarıya daha imza attı.
Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölümü Başkanı Prof.Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil ve ekibi, karaciğerde yağ sentezini baskılayarak karaciğer yağlanmasını önleyen, kas dokusunda ise insuline benzer bir etki göstererek kas dokusuna glikoz girişini hızlandıran yeni bir hormonun varlığını ortaya çıkardı. Hotamışlıgil'in son bilimsel çalışması, dünyanın en önde gelen bilimsel dergilerinden biri olan ‘Cell'de yayınlandı.
YENİ HORMONUN KEŞFİ
Yağ dokusundan salınan yeni bir hormon ortaya çıkardıklarını belirten Türk bilimadamı Hotamışlıgil, yeni keşfedilen hormonun bir protein değil ‘yağ molekülü' olmasının bu çalışmanın en belirgin özelliğini oluşturduğunu söyledi. Hotamışlıgil, “Bu yağ tabiatında olan ilk hormon ve biz bu kategorideki moleküllere ‘lipokin' adını verdik. Böyle bir aktiviteyi ortaya çıkarabilmek için bu çalışmada ‘lipidomics' dediğimiz yeni bir teknoloji platformundan yararlandık. Kısaca, genlere bakıp ‘genomics', proteinlere bakıp ‘proteomics' teknolojisinin kullanılmasına eş değer olan bir platformu yağlara uyguladık ve 500 değişik yağ molekülünü yüksek çözünürlüklü bir teknik ile ortaya çıkarıp, değişik dokularda, şişmanlık ve diyabet gibi hastalıklar sırasındaki değişikliklerini saptadık. Daha sonrada bu hormonu saflaştırıp vücut içerisindeki etkilerini ve metabolizmayı düzenleyici rolünü gösterdik. Bu da böyle bir teknolojinin basaryla uygulandığı ve fonksiyonel bir yağ molekülünün ortaya çıkarıldığı ilk çalışma” dedi.
BİYOMEDİKAL BİLİMDE BİR KLASİK
Yeni bulguların, bilimsel alanda kendilerini birçok açıdan heyecanlandırdığını belirten Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, “Hem ilk kez yepyeni bir konsept ortaya koyduğu için, hem bunun akabinde bu tur moleküllerin başka aktivitelerini ve hastalıklarla ilgili rollerini aydınlatmak için yeni bir saha açacağı için, hem de böyle tabi kaynaklardan gelen bir hormonun uygulamaya yönelik fırsatlar yaratacağı için, bunun biyomedikal bilimlerde bir klasik olacağını düşünüyorum” diye konuştu

2008-09-19 00:12:51

13/9/2008

DİYABET ANDI..

13/9/2008

İĞNESİZ İNSÜLİN ŞİMDİ TÜRKİYEDE..!

Insülin enjekte etmede yeni metot. Özellikle yaşı küçük diyabetliler için harika çözüm. Artık iğne olma korkusu tarihe karışıyor. Kullanım Alanları; İnsülin Enjeksiyonlarında (Diyabetliler) Dişçilikte Lokal Anestezilerde Kanser tedavi ilaçları enjeksiyonlarında Alerji İlaçları enjeksiyonlarında Büyüme Hormonu enjeksiyonlarında Anti-Aging enjeksiyonlarında Çocuk Aşılarında Sünnetlerde Trombosis önleme tedavilerinde Heparin enjeksiyonlarında Veterinerlikte Vs. Yumuşak, güvenli, etkili Hafif ve kullanımı kolay olan INJEX İğnesiz Enjektör Sistemi, yaygın olarak kullanılan insülinlerin yanı sıra diğer ilaçları ve aşıları , iğne kullanmadan derinin altına enjekte eder. İğne kullanmak yerine, INJEX, tek kullanımlık ampulün ucundaki küçük girişten, kesintisiz bir ilaç akışı sağlamaktadır. Enjektör'ün sağladığı basınç, bir saniyeden az bir sürede güvenli ve rahat enjeksiyon temin ederek, ilacı derinin içine, deri altı hücrelerine enjekte eder. INJEX’in, en az iğneli enjektör kadar etkili olduğu klinik olarak kanıtlanmıştır. INJEX Başlangıç Kiti, derhal kullanmaya başlamak üzere, gerekli tüm parçalarıyla birlikte, uygun şekilde donatılmış olarak elinize ulaştırılır. INJEX Enjektör'ü, kompakt ve kullanımı kolay olup, Yeniden Ayarlama Kutusu, her enjeksiyondan önce, enjektörü yeniden ayarlar. Dayanıklı olmaları için tasarlanan Enjektör ve Yeniden Ayarlama Kutusu, iki yıllık garantiye sahiptir. Steril ve tek kullanımlık Ampül'ler, doğru dozajı temin edip kaza sonucu iğne batmalarını ve imha etme endişelerini ortadan kaldırır. Steril, tek kullanımlık Şişe Adaptörleri, standart ilaç şişelerine uymakta olup, Ampullerin, iğne kullanılmadan, doğrudan şişeden ilaçla dolmasına imkan verir. Başlangıç kiti de, tüm sistemin portatif ve gizli olmasını sağlayan uygun bir taşıma çantasıyla size ulaşacaktır.