RUSYA'DA İSLAMİYETİ BEDİÜZZAMAN 50 YIL ÖNCE GÖRMÜŞ

Üstadımızın buyurduğu gibi: “Kat’iyen dinsiz bir millet yaşamaz Rus da dinsiz kalamaz Geri dönüp Hıristiyan da olamaz Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur’ân ile bir musalâha veya tâbi olabilir O vakit dört yüz milyon ehl-i Kur’ân’a kılıç çekemez” hakikati tahakkuk etmiştir Rusya’da askerler Risâle-i Nur okuyor

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ Hazretlerinin vekilim dediği talebesiMustafa Sungur, Üstadın müjdelediği gibi, Risale-i Nur’u bütün dünyanın tanıyacağını ve vazifesini yapacağını ifade ederek, Rusya’daki hizmetleri anlattı: “Her hafta bir Rus Müslüman oluyor. Askeriyede Risale-i Nur dersleri devam ediyor. Okullarda ve camilerde Risale-i Nur okunuyor.”

Bediüzzaman Hazretlerinin vefatının 50. yıldönümü vesilesiyle, Üstadın sağlığında yakın hizmetinde bulunmuş Mustafa Sungur Ağabeyin hatıralarını da dinlemek istedik. Sungur Ağabeyi ziyaretimiz, geçen seneki gibi yine fıtrî bir sohbet halkasında onunla birlikte olmak şeklinde cereyan etti.

Dünyanın ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden misafirler vardı. Kalabalık bir hizmet ehlinin bir araya gelmesinin verdiği şevk hâliyle Sungur Ağabey de—seksen küsur yaşına rağmen mâşâallah—o akşam daha bir dinç idi.

Ömrünü adadığı Risâle-i Nurlardan bahsediyor, iman hizmetleri açısından gelinen güzel noktanın hep Risâle-i Nur’un şahs-ı manevisiyle olduğunu nazara veriyordu.

Ders vakti geldiğinde “Hangi bahsi okuyalım acaba?” dedi.

Sonra yine kendisi “Dördüncü Şuâ geldi aklıma” deyince umumî kabul gördü.

Azerbaycan’daki hizmetleri deruhte eden bir kardeş başladı okumaya:

“…Risâle-i Nur sair kitaplara muhalif olarak başta perdeli gidiyor; gittikçe inkişaf eder…”

O akşam, dersin akabinde anlatılanlar sanki hep bu cümlenin açılımı gibi olmuştu adeta.

Sungur Ağabeye soru sorduğumuzda, sözü kardeşlere bırakmanın daha uygun olacağını söylüyordu. “Risale-i Nur'da herşey var” diyordu.

Bilhassa Rusya’daki Risâle-i Nur hizmetleriyle ilgili olarak anlatılanlar, gerçekten insana tekrar tekrar şükrettirecek tarzdaydı.

“Ben, komutanlarıma Nurları tanıttıracağım”

 

Meselâ Âmin kardeş “Ben, komutanlarıma Nurları tanıttıracağım” dedi. Ben de oraya nasıl gideceğimizi, onlarla nasıl görüşeceğimizi düşünmeye başladım. Kaleningrad ki, Rusya’nın büyük bir askeri bölgesidir. Oraya vardık, sınıra gittik. Tabiî “Geçebilir miyiz, geçemez miyiz?” diye düşünüyoruz.

Elhamdülillah, Risâle-i Nur bütün kapıları açıyor. Âmin kardeş oradan bir komutanını aradı. Ben de telefondan sesini dinliyorum, “Ya,” dedi kumandan “Ne iyi oldu geldiniz.” Bir hafta önce “Umum Rusya’nın askerî yerlerinde, tahsil yerlerinde dinî dersler başlatılsın” diye emir gelmiş. “Tam zamanında geldiniz” dedi.

Hıristiyan memleketi tabi ve ilk dinî dersi biz gidip okuyoruz askerlere. 350 asker toplandı. Orada 6. Söz’ü okuduk, “Allah’a asker olmak öyle bir şereftir ki, tarif edilmez” diye.

Bir kumandan “Ya,” dedi “Bu derslerin bizim memlekete, Rusya’daki askerlere çok faydası var. Eğer gerekirse, her hafta gelip sizi arabayla alacağım, gelin bu dersleri yapın.”

İşte beş sene önce bu ilk dersi yapmıştık. Şimdi 15 askerî bölgede dersimiz oluyor. Bu dersler intişar etti. Her yerde “Müslümanlar gelmişler, dinî, ilmî dersleri okuyorlar” diye duyuldu. Bunu televizyonda da haber olarak vermişler.

Orada meşhur bir milletvekili var: Vladimir Semyonoviç Yojikov. O da televizyondan duymuş. Bizi çağırdı. “Bu kitaplarda neler anlatılıyor? Biz böyle bir şey duymadık: Kâinattan, yıldızlardan, çiçeklerden misâl vererek Allah’ı ispat etmek... Benim ders verdiğim mimarlık kolejinde 15-17 yaşlarında gençler var, onlara bu dersleri okuyalım, bu derslere en çok onların ihtiyacı var” dedi.

Biz de oraya gittik. Orada da hiç beklemediğimiz bir tarzda bir inayetle karşılaştık. Risâle-i Nur kendi işini hallediyor elhamdülillah. “Biz Müslüman olarak ilk sizinle görüşeceğiz ve bir şey hazırladık, onu size okumak istiyoruz” dediler.

Ondan sonra bir öğrenci çıktı, -tabii bizim ne okuyacağımızı, nereden geldiğimizi bilmiyor- elinde bir kitap, başladı okumaya... “Risâle-i Nur Külliyatı’ndan Hanımlar Rehberi... Bir valide kendi evlâdını Kur’ân mektebinden alır, Avrupa mektebine gönderir…” vs.. Hayret ettik biz. Âmin kardeşle birbirimize baka kaldık. “Siz nereden biliyorsunuz bunları?” dedik. “Biz de aynı kitapları okuyoruz.

Biz bir aydır araştırıyoruz. Bize uyan ve hoşumuza giden Risâle-i Nur eserlerini bulduk internette. Onu da bir aydır okuyoruz” dediler. Tabiî biz de bu kitapları okuyoruz diye çok sevindiler. 50-60 tane kitap aldılar. Milletvekili Yojikov da, aynen oradaki albayın dediği gibi “Bu mimarlık kolejinde benim her gün dersim var. Haftada bir defa dersimi size veriyorum. Gelin Risâle-i Nur’u okuyun” dedi. Beş senedir orada derslerimiz var. Yüzden fazla koleje gidip ders okuduk. Dâvet de ediyorlar.

Bunları takiben Polis Akademisi’nden bir dâvet geldi. Rusya’da 30 milyon Müslüman var. Polisler bunlarla muhatap oluyor; dini bilmeleri lâzım tabiî. Gittik, onlara da ders okuduk. Ayda iki defa onlara dersimiz başladı.

RİSÂLE-İ NUR’DAN ASKERLERE DERS YAPAN PAPAZ

Şimdi bir papaz hatırasını anlatayım size:

Bizim askerî okulda da Risâle-i Nur derslerimiz başladı. Bir kardeşimiz 20 tane gence vesile oldu. Bunlar Nurları okuyorlar, beş vakit namazlarını kılıyorlar. Bir gün 120 asker, deniz pratiğine çıkacaklarmış; yani bunlara denizleri gezdireceklermiş. Bunu haber alan bir papaz da -kendisi misyoner- “Ben gideyim, bunlara Hıristiyanlığı anlatayım” demiş. Gitmiş, komutanla görüşmüş, o da “Tamam, bir ay seyahatimiz olacak, sen de her akşam Hıristiyanlıkla ilgili birşeyler okur, anlatırsın” demiş.

Papaz da “Tamam” demiş. Ama haberi yok ki, bu 120 askerin içinde 23 Nur Talebesi var. Neyse gelmiş, akşam İncil’den ders okumuş askerlere. Askerlerin içindeki bizim bir kardeş, “Ben baktım ki çok şevkli anlatıyor. İçimden ‘Bir de Risâle-i Nur’u böyle anlatsa’ diye düşündüm” diyor.

Papazın anlatması bitince, bizim kardeş kendisine yaklaşmış ve “Biz de burada 23 kişi Müslümanız. Bize de dinimizi anlatır mısınız?” demiş. O da “Benim elimde kaynak—onlar literatür, yani edebiyat diyorlar—yok” demiş. Bizim kardeş de “Bende var, verirsem okur musunuz?” diye sormuş. “Okurum, ama önce kendim bir okuyayım, sonra anlatırım” demiş.

Bizim kardeşin verdiği kitabı almış. Kitap ne biliyor musunuz? “Kâinattan Halıkını Soran Bir Seyyahın Müşahedatıdır – Ayetü’l-Kübra.”

Hem de denizde… Bizim kardeş “Ben yatsı namazına yakın verdim, gittim. Sabah namazına kalktım. Ruslar pirçav diyorlar, yani geminin en yüksek yerine bir baktım ki, sabaha kadar orada oturmuş, Ayetü’l-Kübra’yı okumuş, bitirmiş.”

sonra akşam ders zamanı geliyor, papaz ders verecek. Gelmiş, toplamış 120 askeri. “Ben şimdi size öyle bir ders okuyacağım ki, hangi dinden ve milletten olursa olsun herkese faydalı bir kitaptır.” Açmış Ayetü’l-Kübra’yı, başlamış okumaya. “Ama,” diyor bizim kardeş “Öyle bir okuyor ki... Okudukça kendisi zaten inkişaf ediyor, şevkleniyor…”

Bir hafta Ayetü’l-Kübra okumuş…

Artık İncil’den ders vermeyi bırakmış. Âyetü’l-Kübra bitince, “Bu kitap bitti, var mı başka bir kitap?” demiş. “Var” diyerek “Tabiat Risâlesi”ni vermiş kardeş. Onu da okumuş, ondan sonra bir hafta Tabiat Risâlesi… Bir hafta sonra tekrar “Başka bir kitap var mı?” demiş. “Otuz Üçüncü Söz”… Bir ay bu üç kitabı devretmişler. Sonra bu papaz dönmüş gelmiş Kaleningrad’a, bizim kardeşi aramış ve Müslüman olmuş elhamdülillah.

Yani kim Risâle-i Nur’u okuyorsa Rusya’da, “Bu benim fıtratıma uygun… Tam ihtiyacıma göre” diyor. İşte Risâle-i Nur böyle inkişaf ediyor.

RUSYA CUMHURBAŞKANI MEDVEDEV’E MEKTUP

Kaleningrad milletvekili Yojikov derslere gelip gitti. Ondan sonra kolejde hizmetler inkişaf etti, dersler koyuldu. Bir gün geldi dershaneye “Bu dersler böyle Kaleningrad’da oluyor da, benim istediğim umum Rusya’da olsun bu hizmetler” dedi. Ondan sonra da “Ne yapalım, bir düşünelim” dedi. Sonra kendisi “Cumhurbaşkanına bir mektup yazacağız” dedi. Dershanede de mektubu takip ettik, kendisi yazdı. Mektubunda diyor ki: “Ben 25 senedir, gençliğin içerisinde bulunduğu olumsuz hâletten kurtulması için çalıştım. 25 senede onlara yapamadığım bir şey 5 senede oldu.

Biz ne yaptık?

Beş senedir Nur dersleri okumaya başladık kolejde. İlk defa ben öğrencilerimin gözünde bir nur, bir ışık, bir ümit gördüm. Ahlâklarında olsun, davranışlarında olsun, ana babalarına hürmetlerinde olsun, derslerine çalışmalarında olsun büyük bir inkişaf oldu. Ben sizden, Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev’den rica ediyorum ki, bu dinî dersler umum Rusya’nın okullarında yapılsın.”

Bu mektubu Medvedev’e gönderiyor. Bir hafta sonra bize telefon açtı Yojikov, “Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev televizyonda konuşuyor” dedi. Biz de bir ağabeyimizin evinde dersteydik. Televizyonu açtık, Medvedev, “Ben Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev. 2009 Eylül’ünün 1’inden, yani okulların başladığı ilk günden itibaren umum Rusya’nın okullarında dinî, İslâmî dersler verilsin” dedi. Üstüne basarak bir daha, “Umum Rusya’nın okullarında dinî-İslâmî dersler verilsin” demiş. Rusya’da 350 bin okul var.

Bu olur mu, olmaz mı?

Yani kabul ederler mi?

Kaç sene komünizmle idare olmuş…

Ama bakmışlar ki, bir haftada 18 bin okul katılmış bu çağrıya. Bir hafta geçmiş 20 bin okul katılmış. Üç ay sonra 250 bin okul bu dersleri okutmayı kabul etmiş, uygulamaya başlamış. Tabiî bundan sonra müftülüğe müracaat ediyorlar. “Bize eleman veriniz. Bu dersleri yapacak insanlar gönderiniz” demişler. Müftülükten de “Biz değil bu kadar okula, bin okul bile olsa yetiştiremeyiz, o kadar elemanımız yok” demişler. Tabiî “Ne yapacağız?” demişler. O zaman Medvedev, —Ruslar dumanitel ilimler diyorlar, yani tarih, coğrafya, edebiyat. Burada sosyal bilimler deniyor,— işte bu dersleri veren muallimler din derslerini kendileri öğrenip okusunlar, diye ikinci bir emir veriyor.

Tabiî başka bir problem çıktı.

Hangi kitaptan, kaynaktan okutacaklar?

Yani ellerinde kaynak yok. Sonra bakmışlar ki, ilk bu dersleri kim başlatmış?

Kaleningrad’da milletvekilliği yapmış, mimarlık kolejinde muallim Vladimir Semyonoviç Yojikov. Ona müracaat etmişler, o da “Biz bu dersleri beş senedir zaten Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin Risâle-i Nur eserlerinden okuyoruz. Ben size bu dersleri internetten göndereceğim. Siz de oradan okutursunuz” demiş. Risâle-i Nur hakikatleri, bilhassa marifetullahla alâkalı hakikatleri o muallimlere gönderiyor, onlar da orada öğrencilere okuyorlar. Böylece Risâle-i Nur kolejlere giriyor.

Bir de öğretmenler arasında bir uygulama başlattılar. “Yılın en faydalı muallimi” diye. Bunların arasında da Yojikov “yılın en faydalı muallimi” unvanını aldı. Üzerinden iki ay geçti, “Yeniden bir daha yapalım” dediler, yeniden Yojikov aldı.

İşte Medvedev de buna mükâfat olarak “Sen nereye, ne kadar istersen öğrenci götür, ne anlatacaksan onlara anlat, yol ve konaklama masraflarını biz karşılıyoruz” demiş. Yojikov Kaleningrad’da oturuyor. Kaleningrad’da 250 okul var. Her okulda da 2000 öğrenci okuyor. 630 öğrenci Risâle-i Nur derslerini devamlı dinleyip derslerimize iştirak ediyor. 630 öğrenciden oluşan iki trenle Kazan’a gidildi meselâ.

Böyle çok güzel hatıralar var. Polonya, Varşova bize yakındır, geçenlerde Sungur Ağabey: “Oralara da bir gitseniz” demişti. Elhamdülillah orada da Polonyalı bir kardeşimiz Müslüman olmuş. Beşinci Söz’e kadar Nurları tercüme etmiş. İşte duânızla buradan Varşova’ya vize alacağız, dua ediniz gidelim, oradan da böyle güzel haberleri anlatalım.

Bir de Polosin’den bahsedeyim.

Rusya’da tanınmış bir simadır. Hem Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin’in yardımcısı, hem de on sene papazlık yapmış, ondan sonra Müslüman olmuş, âlim bir insandır. Herkes onu biliyor. O da Sungur Ağabeyimizle görüştü, “Ağabey durmayalım, bu Risâle-i Nurların hep tercümesiyle meşgul olalım. Ben kendim de bu işle meşgul olacağım” dedi. Şimdi Rusya’da meşhur bir gazeteciyle birlikte Üstadımızın Tarihçe-i Hayat’ının tercümesiyle meşgul oluyor. İkisi birlikte çalışıyorlar. Risâle-i Nurların hepsini tez zamanda Rusça’ya tercüme edip, devlet kanalıyla yaymak istiyorlar.

Resul kardeşin Rusya’daki Risâle-i Nur hizmetlerini anlatması bitince, ders halkasındaki bir ağabey gayr-ı ihtiyarî “Bundan sonra hizmetler, çığ gibi büyüyor” dedi.

Sungur Ağabey de “Doğru” diyerek teyid etti ve “Üstad diyor ya 1506’ya kadar zahir ve aşikâre, belki galibane; ondan sonra 1542’ye kadar gizli ve mağlûbiyet içerisinde vazife-i tenviriyesine devam eder. Kastamonu Lâhikası’nda var bu mektup. İsterseniz oradan okuyalım. Dünyanın ömrü kısa…”

Bir kardeş oradan başladı okumaya: “Bismillahirrahmanirrahim. Ahirzaman’dan haber veren mühim bir hadis…”

Sungur Ağabeyin duasıyla noktalandı sohbet ve ders: “Allah hayırlı eylesin. Bizleri hizmette istihdam etsin. Âmin.”

 

Nur Mektebi.net

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !